Yazmam gerek! Olan biten birsürü şey var, dolayısıyla yazılabilecek birsürü şey..
Bir şekilde kendimi ifade etmem gerek. Sabahın yedisinde, kuş cıvıltılarıyla dolu - aslında boş olan - bir parkta salıncağa oturup ağlayamam; karıncaların yuvalarına yem taşıyışlarını seyredemem bütün yıl boyunca : yapamam!! Zaten ben yapmak istesem de onlar kış gelince çıkmayacaklar dışarı. Terk edecekler onlar da beni, diğerleri gibi..
Aslında bu kaygıyla yazmamam gerek. Kime neyi ispatlıyorum ki ben?
KİM? NE? Özne ve Sözde Özne - "gizli" - özne...
Bir hayvan olabilseydim - herhangi bir hayvan - ya da bir böcek.. Kimseye birşey ispatlama gibi bir sorunum olmazdı. Hangi karınca kime neyi ispatlıyor ki??? Bütün bir yaz çalışır, kışın yuvamda yan gelir yatardım. Hayattan yemek bulabilmekten başka bir beklentim olmazdı. Tabii bir de dikkatsiz bir insanın tam yuvama giderken beni ezmemesi için Tanrı'ya dua ederdim - Karıncaların Tanrısına!!
İnsanlar uyanmaya başladı. Ey doğa!! Sen de uyan artık! Baş düşmanın geliyor. Bugün seni biraz daha yok edecekmiş. Dengeni yine alt üst etmeye çalışacakmış. Sen pılını pırtını, kuşlarını, börtü böceklerini topla git. Yalnız gücüne karşı koyamadığımız rüzgarını, güneşini bize bırak.
Akşama gelirsin. Gelirken biraz yıldızla bir parça ay getirmeyi (sakın) unutma.
17.07.02
Wednesday, March 28, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment